sigorta ve ahilik ile insan konu
İnsanhğm gelişmesiyle bu denli uzaklarda kalmış, ama bu denli ortak bir jtçfflişı olan başka bir tek kurum büe gösterilemez. İnsanlığın gerçek tarihi, soy örgütlenmesinin de aralarında yer aldığı bütün bu kurumların oluşum ve îebşim tarihinde yer almaktadır. Ne var ki, soy örgütlenmesi, insanhğm geliş-iKSİndeki maddi etkileri bakımından bu kurumların arasında en önemlisi olmuştur”I İNSANUĞIN DOĞUŞUNDA YOĞUNLUKLA YAŞANAN AHİLİK
L.H. Morgan’ın, “Eski Toplum”u, İnsanlığın en eski çağlarını, özellikle de; Soy’u, Fratri; Kardeşlik Kurumu'nu, Kabüe’yi ve kabUeler Konfederasyonu’nu anlatan eseri; hemen her satırında, doğal olarak aynı zamanda; Doğruluğu, Dürüstlüğü, Kardeşliği, Dayanışmayı, vb. tüm Ahilik , değerlerini; en zengin bir biçimde anlatmaktadır.
i Ahi; “Kardeşim” demek; birbirine kan bağı, kan yakınlığı ile bağlı; Soy I üyesi, üstelik, genel örgütün çok etkin bir bölümü olarak, Fratri; Kardeşlik Kurumu’nu meydana getiırniş ve bin yıllarca yaşatmış, geniş, yaygın, çok büyük bir toplum; Ahiliğin bin yıllarca sönmeyen büyük ateşini yakmamışsa, onu o güçte, başka kimler yakmış olabilirdi ki?..
Güçlü bir deneyime sahip olmadan, salt düşünceden; güçlü bir davranış çıVanlamaz. Burgâzî’nin; Tuhfat-al 'Vasaya’dan da alarak; dinsel ölçüde, çok büyük bir inançla söylediği; “Ezelîdür,
gider) tanımlaması; salt düşünce ile görülebilir ve yapılabilir mi'?.. Buv, söyletenin, bin yıllar öncesinde, İnsanlığın çocukluğunda yaşanmış olup, unutulamayan o güçlü yaşantı, deneyim olduğu apaçıktır.
Morgan burada; bütün gücünü bir toplum biçimini anlatmaya verdiği onun yüceliğini ancak soyut olarak anlatıyor, somut olarak anlatmaya, yeri ve zamanı kalmıyor. Aynı toplumu; “Sokrat ve Eflâtun’dan Günümü^ Ahilik” adlı kitabımızda da verdiğimiz gibi, “Ailenin, Özel Mülkiyetin Devletin Kökeni” adlı eserinde Fr. Engels, özetle, şöyle ne güzel anlatır;
“Ve bütün saflığı ve basitliğiyle, bu gentilice (Soy’sal) örgüllenme, uç hayranlığa değer bir yapılaşmadır. Askersiz, jandarmasız, polissiz, soylulardı, nıfı yok, ne kral, ne hükümet, ne vali, ne yargıç, hapissiz, davasız, herşeyda. zenli bir biçimde gider (..). Yoksul ve muhtaçlar bulunamaz-komünciil ev ekonomisi ve gens (soy), ihtiyarlar, hastalar, savaş sakatları karşısındaki gp. revlerini iyi bilir. Herkes eşit ve özgürdür —kadınlar dahil. Henüz, genel olj. rak yabancı tribülerin köleleştirilmesi için olduğu gibi, köleler için de yer yok. tur. İrokua’lar, 165l’e doğru, Erie’leri ve ‘tarafsız millet’i yendiklerizaıaarı onlara eşit haklarla konfederasyona girmeleri teklifinde bulundular; ancak ye. nilenler bu teklifi reddettikleri zamandır ki, topraklanndan kovuldular. Vt böylesine bir toplum, ne yaman erkekler, ne yaman kadınlar yetiştirir, buu bozulmamış Yerlileri tamımş bütün Beyazlar, bu barbarların kişisel haysiyet, doğruluk, karakter gücü ve yiğitliği için duyduklan hayranlıkla tanıklık edeı-1er.
Bu yiğitliğe gelince, bunun en yeni örneklerini Afrika’da gördük. Biıka; yıl önce Zulu’lar, birkaç ay önce de Nubiyen’ler -gentilice kanunlann henüz ölmemiş bulunduğu iki tribü-, hiçbir Avrupa ordusunun yapamayacağı şeyi yaptılar. Ateşli silâhlardan yoksun, sadece kargı ve mızraklarla, -meydansavaşında dünya birincisi olarak tanınan- Britanya piyadesinin seri-alışh tüfek lerinin kurşun yağmuru altında, silâhların arasındaki büyük farka rağmen ve askerî hizmet nedir, talim nasıl yapılır bilmedikleri halde, İngiliz süngülenniı ucuna kadar ilerlediler ve onları birkaç kere sarstılar, hattâ püsküıttüleı (..). ı İşte, çeşitli sınıflar halinde bölünme olmadan önce, insanlann ve insantojt lumunun durumu buydu. Eğer onların durumunu, günümüzdeki uygar inşatlardan büyük bir çoğunluğun durumuyla karşılaştırırsak, bugünün proleter yi da küçük (yoksul) köylüsüyle, gens’in eski özgür üyesi arasındaki farkın büyük olduğunu görürürüz (..).
Bu çağın insanları bize ne kadar gösterişli görünüyorlarsa, birbirlerinekaı şı o kadar mütevazi idiler; Marx’ın dediği gibi, henüz ilkel topluluğa göbel bağı ile bağlıydılar Yeni uygar toplumu, smıflı toplumu başlatan şeyleı, açgözlülük, zevk düşkünlüğü, cimrilik ortak mülkiyetin bencil yağması en aşağılık çıkarlardır, eski sımıfsız toplumu kemiren ve yıblmasım sağlayr şeyler,
üzel ve doğru olarak; Ahilik olmayan ne var? Ama, Ahiliği
. yaşayan, “Eski Toplum”u; gelin bir de, özellikle ana ölçülerin-çından; Uygarlık ile karşılaştırmalı olarak, bizim Bilginimiz,
H, Kıvdcunlı'dan dinleyelim;
'^jiihte kimlerin yazıları bulunur? Medenîlerin, yani sınıflı topluma ge-
^jledeşen, bezirgânlaşan, ticaretleşip, paralaşanlann yazıya ihtiyacı olur '^jljşır. Mallarının hesabını tutmak, miraslarını ayarlamak, paradan faiz, ıı ve ticaretten kâr, ve irad kazanıp hesabını yapmak, suçluları cezalan-^j);, egemen hizmetlilerini ödüllendirmek için hep yazı gerekir. Sanat ve llıûıletini, dinlerini, ulularını (din ve devlet liderlerini) destanlaştırıp kitabesek için yazı gerekir.
Tjrihöncesi insanı barbarın (komüncül kankardeş; taze ilkinsan toplumla-jıjn) yazıya ihtiyacı olmaz. Daha doğrusu barbarın üretimi de insan üreyimi
olağanüstü alçakgönüllüdür; alçakgönüllü olmak için, bilerek değil bilme-(îiîk. kendiliğinden öyledir. O yüzden doğanın doğal bir eki gibi yaşar; ne ivleie, ne paraya ihtiyaç duyar. Medeniyet ile haşırneşir olduktan binlerce yıl iiuabile; medeniyetin ticaretine vurucu güç olarak bulaştıktan sonra bile ne prayla ne devletle ne de yazıyla başı hoş olmaz (..).
Ama onlann da kendiler'mi anlatışları, dillenişleri olmak zorundadır. Onla-nada Allahlan ve parmak ısırtacak zafer maceraları, kuşaklar boyunca taşacak ve bizlere ulaşacak kadar çoktur.
Barbarlar, onları medenîler, yazıları olmadıkları için adam yerine koymayıp tarih kitaplarına bile sokmasalar da; onlar kendi değerlerini biliyor ve baş-tadan geçenleri ağızdan ağza şifahen, atalardan torunlara naklen anlatarak jajatıyorlardı. Onları şiirleştirip tahrifini önlüyorlardı.
İşte o masalların derlenişi; Masalbilim ve mitoloji adını aldı. B6rose tarihi Sümer medeniyeti geleneklerinden arta kalanları derledi. Homeros Grek geleneklerini derledi, Herodot kıtalararası gelenekleri derlemeye çalıştı. Tukidides, lacitus, Sezar, Babür ve benzerleri de...
Medeniyet, medeniyetsizlikten (barbarlıktan) çıkagelir. Ama bu ‘inkâr’ tariflin kanunuyla yürüdüğü için insan şuuruyla tasavvur ile gerçekleşmediği için şuuraltı bir inkâr edişle buluşur ve günümüze dek sürer; barbar, medeniyetin beşiği olduğu halde; tekmelenip, küçümsenen, en kötüsü unutulan ve yitirilen özümüz olur. Ve Medeniyet kendi geüşimini, yıkılışım, dirUişini izah
önceki Bölümde; Aniropolojik, Dilbilimsel, ve Sosyolojik yönden, Tarihöncesi’nde, Eski Toplum’da doğduğunu gördük, ve Dinlerin ise; insanla ilgili hemen her şeyi, İlk İnsan ile il'jıoıbiliyoruz. Ahilik de, dinler ve özellikle son din: İslâmiyet ile iç içe . L oöre. bu bakımdan da, araştırmamızı bu görüşe paralel olarak ■ ’^^yotuz. Ancak biz ne dinsel, ne de metafizik bir araştırma
^jjjnada. bizi bu görüşlere sadece; eski çağlarla ilgili araştırmalarımız ,#l*
Şimdi.konuyu lüm somutluğuyla ele alarak; tarihsel verilere göre, bilinen jıiihinsanlarauzanıyoruz. Bu konuda, çocukluğumuzdan beri bildiğimiz iki joiyvardı. Birisi, Sümerler ve birisi de, Atatürk’ün de sahip çıktığı, destek-j^jive başlıca, ilk olarak 1930 yılında; “Türk Ocağı ‘Türk Tarihi Heyeti’ ujlondan Afet Hf. İle Mehmet Tevfik, Samih Rifat, Akçura Yusuf, Dr. Reşit dilip, Haşan Cemil, Sadri Maksudi, Şemsettin, Vasıf ve Yusuf Ziya Beyler jıöııdan iktitaf, tercüme ve telif yoUarile yapılmış bir teşebbüstür” sunuşu iyıymlanan, “TürkTanhinm Ana Hatları” adlı, “Kemalist yönetimin resmî ■jihtezi”de denen ve Sümerlerden de çok eskilere giden görüş 1242)
Son zamanlarda, hem üçüncü bir görüş, hem de, ikinci görüşün devamı jılaıranda, bir görüş ile daha karşılaştık: Değerli araştırıcı Kâzım Mirşan'ın îöriişü,Bizim, Sayın K. Mirşan’ın eserlerine, değerli araştırıcının kendi koy-ijİubazı kurallardan ötürü ulaşamadığımızı hemen belirtelim. Biz bu görüşü,
Sa)m Mirşan’ın değerli izleyicisi Sayın Halûk Tarcan’ın; “Tarihin Başladığı Ûn-TüıkUygarhğı” adlı eserinden, o ölçüde tanıma olanağını bulduk.
Eserin, daha en başında; milletçe kendimize güvensizlik içine düştüğümüze değinilerek, bundan bizi kurtaracak olanın; “Ön-Ata kültürümüz” olduğu söyleniyor ve bu konudaki çabaları iki kişiye borçlu olduğumuz belirtiliyor.
Bu iki kişiden birinin, “Türk Tarih Tetkik Cemiyeti”ni kurdumıuş olan Ata-tii± olduğu açıklanıyor.
Fakat, Cemiyet’in daha sonra, Türk Tarih Kurumu’na dönüşmekle, “ön-Tüık Uygarhğmı bulamamış ve onu, yani ‘kendi kendini red’ yoluna” girmiş olduğunu, ama yine de, “Türk tarihinin İslâm tarihinden ibaret olmadığı” ve Türk kültür ve tarihinin, eksik resmî tarihin” verdiği, “1. ö. 220 ile birlikte, 220+632=852 yıl önce başladığı” görüşü desteklenmiştir demekte ve şu
Sayın Tarcan, devamla, “Bir öteki kişi ise. Kâzım Mirşan’dırlaraştırtnac Köşesinde sessiz sedasız onlarca yıl çalışan ve çalışmakta olan Orta Asyaç||^ cuğu Kâzım MİRŞAN, bu uygarlığın, tarihin başlamasını sağlayan,kayboljy ğu sanılan bu büyük uygarlığın, Ön-Türk uygarlığı olduğunu en emin yol oij^, dil ve onu görselleştiren yazılı belgelerle ortaya çıkarmıştır” demektedir.
H. Tarcan’ın kitabında daha sonra, “Orta Asya’da Yazının îcadı” başlığıjj tında; “30 binlerdeki kaya resimlerinden gelişerek, yaklaşık 18-12 binloıj^ başlayarak, ‘TAMGA’ adı verilen sembol/şekillerden, en geç 8/7 binlen^ ‘TAMGALI SAY’I -t- TALAŞ VADİSİ + ISSIQ KÖL’Ü ÜÇGENİNDEYa. ZI bütün mükemmelliğiyle ortaya çıkmıştır” deniyor. Sayın Tarcan’ın, büyüii boy, 385 sayf2ilık eserinde konu oldukça doyurucu bir şekilde anlatılıyor (^‘'3)
Biz, tezimize uygun olarak, konuyu; “Ön-Türk Uygarlığı” kitabında belir tildiği ve bizim de kitabı inceleyerek ileri sürülen tezi kabul etliğimiz gllj^ 14.632 yıllık. Uygar Türk ve İnsanlık teırihi içinde ele almak isterdik. Ancak, bu konu henüz çok yenidir. Bundan ötürü de, tez inandıncı olarak açıklanmış da olsa; bu binlerce yıllık uzun dönem hakkında ortaya, bizim konumuzu işle, yebilecek kadar yeterli bilgi konulabilmiş değildir. Bu nedenle; salt konumuz bakımından, bu tezi henüz raftaki yerinde bırakıyor ve yineliyoruz; salt konumuz bakımından, olanağı da olmadığı için, onu esas alan bir çalışmaya miyoruz.
Bu durumda yine de yapmamız gereken başka bir araştırma bulunmakıadu ve biz de, günümüzden, 14-15 bin yıl değilse de, yaklaşık, 7 bin yıl öncesine kadar uzanan, işte o çalışmayı yapıyoruz. Bu 7 bin yılın, Hesiodos’a kadaı uzanan, yaklaşık, 3 bin yıllık son dönemini, “Sokrat ve Eflâtun’dan Günümüze Ahilik” adlı kitabımızda, bizden önce, bölük börçük değil de, tam olarak yapılmamış bir araştırma olarak ortaya koymuştuk. Yine, 2000 yılında yayınlanan bu eserde, konunun henüz eksik kalmış olduğunu belirtmiş, tamamlan ması için herkesi göreve çağınmış, ama ömrümüz yeterse, bu işi de kendimizin yapabileceğimizi açıklamıştık. Şimdi, işte bu eksikliği gideriyoruz.
Bu 7 bin yıllık tarihin, hangi tarih olduğunu, “Sümerler”i anarak; yukarı da, bu bölümün daha ikinci paragrafında belirtmiştik. 2000’den zamaramıza kadar, önce, Sümerler konusunda ortaya konmuş olan bilgiyi hem elimizden geldiğince, hem de konunun gerektirdiğince toplamaya çalıştık. Sonrada.lw malzemeyi konumuz bakımından işlemeye giriştik. Sümerler konusunda.daha çocukluğumuzdan beri bir kulak dolgunluğumuz vardı. Gügameş Desn-nı’nı ortaokul ya da lisede iken okumuştuk.sigorta

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder