sigorta ve ahilik ile insan bilgisi

sigorta ve ahilik ile insan bilgisi

 daki değindiğimiz yayınımızdan sonra bu işe giriştiğimizde, Ji'de bize bol
borbol yetecek kadar kitap bulduk. Bunların en önde geldi ki Sümerler konusunun halen tek uzmanı olan Samuel No-kaleminden çıkmışlardı. Bu eserler sırasıyla: 1- “Tarih Sü-^ "*.'•(244) 2-
I ^ , Kramer’ın, “İnsanlığın ilk Altın Çağı” dediği, Sümerler’den söz
0îınıize göre, önce onlar hakkında kısa bir bilgi verme gereğini göriiyo-
c ’^^öınerler, geniş anlamda tarih sahnesine, İÖ 5. bin yılda çıkıyorlar ve 3. "^ hanedanlığının kurucusu, Sami fatihi Sargon’un çok ağır hü-
1.jjılanna uğmyorlar. Son olarak da, “İÖ yaklaşık 2050’de son başkentleri j'unyok edilmesiyle Sümerler'in siyasî varlıkları giderek kayboldu”.
Coğrafya bakımından da Sümer ülkesi, Mezopotamya’da, başlıca, Bağdat ’’ {(gaflakörfezi ve Dicle ile Fırat nehirlerinin arasmda uzanmaktaydı. Verdi-^ iğiz tarihsel bilgilere göre Sümerler’in, yaklaşık 3000 yıllık oldukça uzun bir
f sğasalömrii olmuştu.
Sümerler, büyük bir olasılıkla İÖ dördüncü bin yılda ya da daha önce do-iiKİaıı, Mezopotamya’ya gelmiş, Sami ya da Hint-Avrupa kökenli olmayan bir İBİta. Sümer akmlan zamanında Dicle ve Fırat Irmakları arasındaki ülkenin lıiiyiik bölümünde Samilerin yerleşik oldukları kesindir ve Siimerlerin girişiy-Ifikı ırmağın idaresi için iki halk arasında başlayan mücadele iki bin yıl kadir
Bugünkü verilerimizle baktığımızda, ilk galip gelen Sümerlerdi. Sümerle-rİD bir zamanlar Mezopotamya’nın en iyi bölgelerine hakim olduklarını, fetihlerini daha uzak ülkelere kadar götürdüklerini düşünmek için geçerli neden taıdır. İÖ dördüncü bin yıldaki bu fetih ve iktidar dönemi sırasında Sümerler ekonomik, sosyal ve politik örgütlenmelerinde önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir. Bununla gelen tinsel ve dinsel kavramların büyümesi ve gelişmesiyle, to önemli süreç, dördüncü bin yılda Sümerler ile ilişki kuran Yakın Doğu lıalklannın üstünde silinmez bir etki bırakmış olmalıdır.
ne(..); yaklaşık olarak Nippur’dan Basra Körfezi’ne, sürüldüklerini görü^ Kuzey Nippur’da Samiler iyice yerleşmiş gibidirler.
Yaklaşık olarak üçüncü bin yılın ortalarında, Akad hanedanlığınınkuruj^ su büyük Sami fatihi Sargon harekete geçti. O ve onu izleyen krallar güneyde ki Sümerlere saldırıp onları fena halde bozguna uğratmayı, üstelik esir ettil;| ri kurbanlarının çoğunu kaçırıp yerlerine Samileri yerleştirmeyi alışkanlık |,: line getirdiler. Bu yenilgi Sümerler için sonun başlangıcı oldu. Üçüncü bin y, 1ın sonunda Sümerlerin Mezopotamya’nın siyasî egemenliği için sonbirçaij, gösterdikleri ve ‘Üçüncü Ur Hanedanhğı’nın idaresinde belli birbaşanyaerjj tikleri doğrudur. Yine de, bir yüzyıldan fazla sürmeyen bir ‘Yeni Sümer’kja| lığında önemli rollerin Samilerce oynandığı, hanedanlığın son üç kralının Sı mi adlan taşımalan gerçeğiyle gösterilmiştir. İÖ yaklaşık 2050’de son baı kentleri Ur’un yok edilmesiyle Sümerler’in siyasî varlıklan giderek kaybol du”(248).
Sümer tarihi hakkında kısaca bilgi edindikten sonra, Sümerler’in lahlne kaybolmalanndan binlerce yıl sonra; yeniden ortaya çıkışlanna da kısaca dj. ğinmek yararlı ve son derece ilginç olacaktır. S. N. Kramer, bu konuda dabj. ze yardımcı oluyor ve yine “Sümer Mitolojisi” başlıklı kitabınm “Giriş” bölj. münde şöyle diyor:
“Tarihsel olarak, Sümercenin çözülmesi Akadcanm çözülmesinin sonucudur, bunu da Farsça çivi yazısının çözülmesi izlemiştir. Kısaca özetlersek, süreç şöyle gelişmiştir: 1765’de, DanimarkalI gezgin bir bilim adamı Carsten Niehbuhr, Persepolis anıtlarındaki çeşitli yazıtların özenli kopyalannı çıkarmayı başardı.
Bunlar 1774 ve 1778 yılları ai'asında yayımlandı ve çok geçmeden üç dili oldukları anlaşıldı, yani, aynı yazıtlar üç farklı dilde yinelenmiş gibi görünüyordu. Anıtlar Persepolis’te bulunduğundan bu kanı mantıkdışı değildi, Ahameniş hanedanlığının bir ya da daha fazla kralı tımafından yazdırılmışlaı-dı ve her yazının ilk uyarlaması Farsçaydı.
Şans eseri, yaklaşık olarak aynı sıralarda Hindistan’da Parsilerinhimayesinde araştınna yapmış ve Avesta’nın çevirilerini hazırlamış Duperron'mçabalarıyla Eski Farsça batı Avrupalı bilim adamları arasında bilinir hale gelrnij-ti. Böylece Alman bilim adamı Grotefend 1802’de, Eski Farsça’nın yenieıfi-nilen bilgisinin yardımı ve Kitab-ı Mukaddes ve klâsik edebiyatta geçtiğib darıyla Ahameniş özel adlarının zekice kullanımıyla yazıtlardaki Farsçauyiı-lamanın büyük bölümünü çözmeyi başardv
JİSn üyesi olanRawlinson’un ilk durağı Fars dili üstüne ^ ^ıHindistan’dı. 1835’de İran’a gönderildi, orada Behistun kayala- j /'Cam üç dilli yazının bulunduğunu öğrendi ve kopyasını çıkarmaya Behistun yazıtının Farsça uyarlaması 414 dizeden oluşur; şim-!t<'^„yarlaması olarak bilinen İkincisi 263 dizeden oluşur, üçüncüsü ise, '^dahaönce Asuroloji edebiyatında Asurca ya da Babilce olduğu belir-'l^j^ıyarlamasıdır ve 112 dizeden oluşur.
' IJ35.37 yılları boyunca, Ravvlinson canı pahasına Farsça uyarlamanın 200 kopyalamayı başardı. 1844’de yeniden gitti ve Elamca uyarlamasının ^^sıraFarsçanın da kopyalanmasını tamamladı. Buna karşın, Akadca yazıt jlfbiryerdeydi ki kopyalanması olanaksızdı ve 1847 yılına değin metnin ka-ıj,ıi,ı çıkarmayı başaramadı. Farsça çivi yazısının çözülmesine dönersek, ybda Rawlinson, Journal of the Asiatic Society’de, Behistun yazısının fji5ça uyarlamasının çevriyazısını ve çevirisini özgün çivi yazısı ile birlikte ,ildiği incelemesini yayımladı.
Bununla birlikte, Farsça metnin nihaî çözülmesinden çok önce, Persepolis ;0ilannın üçüncü uyarlamasıyla batı Avrupa’da büyük bir ilgi uyanmıştı.
Çünkü çok geçmeden bunun, Ninova ve Babil ile özdeşleştirilebilecek yerler-dtnçıkanlıp şimdi Avrupa’ya götürülmüş olan sayısız yazıt ve tuğla, kil tab-Ifdsr,kil silindirlerde bulunan yazı ve dil olduğu anlaşılmıştı.
1842 de, Fransızlar Botta idaresinde Horsabad’da kazılara başladılar ve I845'de Layard, Nimrud ve Ninive’de kazılara başladı. Üç bölgede de çok (azlî sayıda yazılı eser bulundu; dahası, Layard Ninive’de çok fazla sayıda yanlı kil tablet ortaya çıkardı. Bundan dolayı 1850’lerde Avrupa’da, Persepolis ve Behistun yazıtlarının üçüncü uyarlamasıyla aynı yazı ve dilde yazılmış, çoğunlukla Asur bölgelerinden gelen fazla sayıda yazıt vardı. Bu dilin çözülmesi, süreç içinde Sami dil grubuna ait olduğunun oldukça erken anlaşılması gerçeğiyle, bir yandan çok basitti. Diğer yandan, çok geçmeden anlaşıldığı gibi, imlâsınm alfabetik olmaktan çok hecesel ve ideografik oluşu gerçeğiyle karmaşıktı.
Akadca ya da Asurcanın çözülmesinde öncülük eden kişi, o zaman belirtildiği gibi, İrlandalI bilim adamı Edward Hincks’di. Ancak ikinci büyük katkı Raıvlinson tarafından yapılmıştı. 1851’de, büyük üç dilli metnini tek başına çıkardığı Behistun yazısının Akadca uyarlamasının metnini, çevriyazısını ve çevirisini yayımladı.
Behistun yazıtı ya da Elamca uyarlamasının İkincisine gelindiğinde, Akadca yazısının tek hece belirten dizgesine dayandığından Akadcanın ^çiilmesinde ilerlemeler kaydedilmesiyle^^eceli
Royal Asialic Society’nin sekreteri olan Norris 1855’in başlannda, Ravvlir,;^ tarafından kopyalanan Behıstun yazıtının ikinci uyarlamasını bir çevriyaz^^ çeviri ile birlikte tam metin olarak yayımladı; bu, Weisbach’ın 18%y,ı,„^^ Achameninschriften zweiter Art’ı yayımlamasına değin konuyla ilgili standj„ eser olarak kaldı.
Dikkat edilirse, henüz Sümerler hakkında duyulan ya da söylenen biı ^ yoktur. Bununla birlikte, 1850’nin başlarında Hincks, Asur ve Babil’inSan,, halklarının çivi yazısı dizgesini icat ettiklerinden kuşkulanmaya banladı. Satnj dillerinde sesli harf fazlasıyla değişkenken sessiz harf sabit öğedir. Bundan dolayı, Samilerin sesli harfin sessiz harf gibi değişmez göründüğü imlânınhe-cesel bir dizgesini icat etmiş olmaları tuhaf göründü. Üstelik, yazıyı Samiler icat etmişse, Sami sözcükleri için işaretlerin hecesel değerlerin hiçbir Sami karşılığı yoktu.
Bundan yola çıkarak Hincks, çivi yazısı dizgesinin Mezopotamya’da Sami-lerden önce bulunan, Sami-olmayan bir ulus tarafından icat edildiğinden kuşh lamnaya başladı. 1855’de Rawlinson, Journal of the Royal Asiatic Society de yayımladığı yazısında, Nippur, Larsa ve Uruk gibi güney Babil’deki bölgelerden bulduğu Sami dilinde olmayan tuğla ve tabletlerdeki yazıtlardan söz eder 1856’da Hincks bu yeni dil sorununu ele aldı, bitişken karaktere uygun olduğunu saptadı ve Ninive kazılarından British Museum’a getirilmiş iki dilli yazıtların ilk örneklerini verdi.
FRANSIZ BİLİM ADAMI OPPERT, İLK OLARAK, “SÜMERCE” ADINI KOYDU
Bu dile, Asur ve Babil’de konuşulmuş Sami dillerine bugün verilenad-1ar olan İskitçe, hattâ Akadca gibi çeşitli adlar verildi. Buna kaıym. 1869’da, Fransız bilim adamı Oppert, görkemli ‘Sümer ve Akad kralı’başlığını temel alarak, Akad’ın, Sami kökenli nüfusun yerleştiği ülkeyi gösterdiği ni fark etti, çivi yazısını icat etmiş Sami kökenli olmayan halk tarafmdanko-nuşulan dile Sümerce adını verdi. Buna karşın, Asur uygarlığı araştmnacılan-nın çoğunluğu Oppert’e katılmadı ve uzun yıllar Sümerce yerine Akadcaadı kullanılmaya devam etti.
Sümerlerin varolduğunun keşfedilmesini izleyen uzun yıllarda, çözülmes ve araştırılması için eldeki kaynak malzemenin hemen tamamı, Ninive’deb kazılarda ortaya çıkarılmış Asurbanipal kütüphanesindeki iki dilli metinler« hece-yazıtlarından ibaretti (..). Sümer bölgelerinde bulunan malzemeye gelince, bunlar, British Museum’da bulunan Sümer ve Sümer sonrası dönemlerde? kalma çok az tuğla, tablet ve silindirden ibaretti.sigorta

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder